israfsız bir ev,yemek,giyecek ve gülüş…

Vuheyb r.a. anlatıyor:

Fakih bir zat kendisinden daha ileri bir ilmi dereceye sahip başka birini görünce sordu;

-Allah seni korusun,sence hangi amelimi açıktan yapmalıyım?

-Ey Allah’ın kulu! iyiliği emret,kötülükten sakındır. tebliğ amelini açıktan yap! çünkü bu,Rab tealanın elçilerine verdiği mubarek bir görevdir,dindir bu! Allah c.c. İsa a.s.’ın ağzından şöyle buyuruyor: “çocuk (isa) şöyle dedi: Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni Peygamber yaptı. Nerede olursam olayım O,beni mubarek kıldı..” ( meryem 30-31) Bu “nerede olursam olayım emri bi’l-maruf nehyi ani’l- münker ile mubarek kılındım” demektir.

-Peki israfsız olarak kalınacak evden bahsedermisin?

-Seni güneşten ve yağmurdan koruyan binadır!

-İsrafsız yemeğimiz nasıl olmalı?

-Açlığını gideren fakat tam doyurmayan yemek!

-İsrafsız giyeceğimiz nasıl olmalı?

-Avret uzuvlarını örten,seni soğuktan ve sıcaktan koruyan!

-İsrafsız nasıl gülebiliriz?

-Sadece tebessüm ederek,hiç sesin duyulmadan!

-Allah seni korusun,merhametiyle kuşatsın,hangi amelimi gizli yapmalıyım?

-Seni tanıyanlar,senin sadece farzları eda ettiğini sanacak şekilde tüm iyiliklerini gizli yapmalısın!

….

abdestsiz uyuma!

“Sakın ha abdestsiz uyuma!

zira ruhlar hangi hal üzere ayrılmışlarsa,aynı şekilde haşrolunurlar..”

-ibni Abbas r.a.-

sökülüp gider…

“Yaratılanlardan korktuğu için iyiliği emretmeyen ve kötülükten sakındırmayan kulun,kalbinden Allah korkusu sökülüp gider. Böyle aciz bir kul çocuğunada emretse,kölelerinede emretse onu dinleyen olmaz. Herkez tarafından hor görülür..”

Ebu Abdullah el-Ömeri (r.a.)

Hayattaki hedef!

……

 

“Sizi boş yere yarattığımızı mı zannettiniz!”

-müminün 115,118-

haddini bil!

Biz öyle insanlarız ki,tevbe etmeden ölmek istemiyoruz. Öte yandan ölüm bize gelmeden de tevbe edeceğimiz yok! Bilesin ki; sen öldüğünde,sokaklar ve çarşılar sen yoksun diye ortadan kaldırılmayacak! Ve aslında sen öylesine küçüksün ki!

O halde kendini tanı,haddini bil!

-Ebu Hâzim (r.a.) –

mükemmel elbiseler

Öyle bir elbise düşünün ki kışın soğuktan, kardan yağmurdan koruduğu gibi, yazında güneşten, sıcaktan koruyor. Üstelik bu elbiseyi doğarken bir kez giyiyorsunuz bir daha hiç çıkarmıyorsunuz, sizinle birlikte büyüyor, hiç eskimiyor, kirlenmiyor.

Evet böyle elbiseler var! Hem de sürekli gözümüzün önünde, elimizin altında. Ve biz onların hergün kimbilir kaç tanesini sanki değersiz bir şeymiş gibi bakmadan, ne olduğunu, nasıl olduğunu bile düşünmeden çöpe atıyoruz.

Yediğimiz meyve ve sebzelerin kabukları, yani elbiseleri.

Bir şeftali, karpuz, elma, portakal dışında kabuğu olduğu sürece hem dalında hem dolabımızda günlerce bazen haftalarca bozulmadan dayanır, ne dolabın soğuğu ne de güneşin sıcağı etkileyemez onları. Ama kabuğunu soyduğumuzda birkaç saat sonra eski halinden eser kalmaz, rengi bozulur, tadı değişir.

Öyle güzel sarıp sarmalar ki kabuklar meyveyi, daha çiçekten meyveye dönerken giydirilmesine rağmen onunla birlikte büyür genişler, dar gelmez, bol gelmez, sarkmaz, uzamaz. Her zaman tam üzerine göre, mükemmeldir. Ayrıca rengi, dokusu, kalınlığı tamda içindekine yakışacak şekilde tasarlanmıştır. Ağaçta yetişen elmanın, şeftalinin, armutun incecik yumuşak kabuğuna karşın, toprakta yetişen kavun karpuzun kabuğu içindeki şerbeti akıtmayacak kadar kalındır. Cevizin, fındığın, içindeki cevheri saklıyan sert kabukları, portakalın, limonun mis kokulu kabukları, muzun kalın mantosu, şeftalinin, kayısının tüylü elbiseleri hepsi ayrı ayrı birer sanat eseri dokumalar değil midir? Ve bu harika dokumalar, onları dokuyan San’atkarı düşündür müyormu?

http://tefekkuryazilari.blogspot.com/